Öğrenci etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Öğrenci etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ekim 2025 Perşembe

HİKÂYE - ASKER ÇANTASI

 

HİKÂYE......................................ASKER ÇANTASI


Kurtuluş savaşı  günlerindeydi. Cephedeki askerlerimize silah ve cephane göndermek için çalışan kurul toplanmış aralarında görüşüyorlardı. Kurul üyelerinden Binbaşı Erol Çetin, başkan Albay’a:
-Sayın Albayım, Afyon cephesine göndereceğimiz çantaları ne zaman yola çıkaracağız? Acele bekliyorlar, dedi. Albay üzgün bir sesle:
-Ne yazık ki, müteahhitle anlaşamadık. O kadar çok para istiyor ki, bu parayı bulmak mümkün değil. Halbuki ne pahasına olursa olsun, cephedeki askerlerimize mutlaka çanta yetiştirmek zorundayız. Bunun için, uğraşacağım, diyordu.
Askeri malzeme satın alma kurulu üyesi Binbaşı’nın evinde geçen bu konuşmaları küçük oğlu duymuştu. Biraz sonra kapı vuruldu. Küçük öğrenci elinde çantasıyla ve heyecan içinde odaya girdi. Doğru Albay’ın yanına giderek onu selamladı ve elindeki çantayı ona uzattı. Albay merakla sordu:
-Bu nedir, yavrum?
-Benim okul çantam efendim.
-Ne olacak bu?
-Kitaplarımı çıkardım, ben onları koltuğumda da taşırım.
-İyi ama, bunu bana niçin getirdin?
-Asker çantalarının pahalı olduğunu söylüyordunuz. Ben çantamı size parasız veriyorum. Lütfen kabul ediniz ve cepheye gönderiniz.
Küçük öğrencinin bu çok duygulu hareketi karşısında gözleri yaşaran Albay:
-İşte böyle  bir davranışı yalnız Türk çocuğu yapar, dedi ve kalkıp çocuğu alnından öptü.

26 Ağustos 2022 Cuma

GÜNÜN FIKRASI

DİSİPLİN KURULUNDA

Öğrenci, haylazlık ve yaramazlıklarından dolayı disiplin kuruluna verilmişti.
Müdür:
- Yazık, demiş, senin için de böyle şeyler işitecek miydim?
- İnanmayın, demiş. İnanmayın efendim. Ben de sizin için neler işittim, ama hiçbirine inanmadım.

13 Temmuz 2021 Salı

PRENSES

Prenses, mary, danimarka prensesi, örnek yaşam, öğrenci, okul, taşımacılık, israf, şaali yaşam, korumalar, itibar, okul servisi, güzel kadın,
Bu hanımefendi Danimarka Prensesi Mary... Fotoğraf bir kaç yıl öncesine ait. Çocuklarını okula bisikletle bırakıp alıyormuş. Lüks araçlar yok, korumalar yok, gösteriş yok, halkın arasına karışmış sıradan bir vatandaş gibi yaşıyor. Peki itibarını mı kaybetti? Aksine daha çok kazanmış görünüyor. Şu sadelik ve israftan uzak yaşantı bizim toplumlarımızda olsaydı daha güzel olmaz mıydı? :(

2 Nisan 2017 Pazar

CANLILAR KAÇA AYRILIR?

öğretmen, öğrenci, sınıf, okul, soba, yokluk, yoksulluk, eğitim
Öğretmeni soruyor çocuğa:
- Canlılar kaça ayrılır?
- Dörde ayrılır öğretmenim “ diyor çocuk..
- Bana yanlış gibi geldi ama say bakalım...
- Bitkiler, Hayvanlar, İnsanlar, Çocuklar...
- Çocuklar da insan değil mi oğlum?
- Haklısınız, o zaman canlılar üçe ayrılır öğretmenim...
- Peki, şimdi yeniden say bakalım...
.
- Bitkiler, Hayvanlar ve Çocuklar...
- Oğlum insanlara ne oldu?
- Düşünebilenleri hep çocuk kaldılar, düşünemeyenleri de hayvanlaştılar öğretmenim ."

17 Mart 2017 Cuma

ENDONEZYA NASIL MÜSLÜMAN OLDU?

endonezya, endonezyalı müslümanlar, müslüman çocuklar, çocuk, öğrenci, talebe


Kumaş ticaretiyle uğraşan müslüman bir tâcir, günün birinde kumaşlarını bir gemiye yükleyerek Endonezya’ya gider ve oraya yerleşerek ticaretine devam eder.
Getirdiği kaliteli kumaşlar, tam da halkın aradığı cinstendir. Kendisi ise kanaat sahibi bir mü’min olduğundan; “Varsın kazancım az olsun, lâkin temiz ve helâl olsun.” düşüncesindedir. Bu sebeple “gabn-i fâhiş” denilen, bir malı değerinin çok üstünde satma fırsatçılığına meyletmez. Kısa zamanda zengin olma hayal ve hırsına kapılmaz.
İşe geç geldiği bir gün, tezgâhtarın sattığı mallardan çok yüksek bir kâr elde ettiğini görür ve bunun üzerine tezgâhtar ile aralarında şöyle bir konuşma geçer:
“–Hangi kumaştan sattın?”
“–Şu kumaştan efendim.”
“–Kaça sattın?”
“–On akçeye.”
“–Nasıl olur? Beş akçelik kumaşı on akçeye nasıl satarsın? Adamcağızın bize hakkı geçmiş. Görsen tanır mısın onu?”
“–Evet, tanırım!”
“–O hâlde hemen git ve o müşteriyi buraya getir. Onunla vakit kaybetmeden helâlleşmem lâzım.”
Tezgâhtar gider, müşteriyi bulup getirir. Dükkân sahibi müşteriyi karşısında görür görmez, kendisinden helâllik ister ve tezgâhtar tarafından alınan fazla parayı da müşteriye uzatır. Müşteri ise daha evvel hiç karşılaşmadığı bu güzel muâmele karşısında büyük bir hayret içindedir. Kendi kendine; “Hakkını helâl et?” cümlesindeki derin mânâyı kavramaya çalışır.
Bu hâdise kısa sürede dilden dile dolaşır. Çok geçmeden de kralın kulağına kadar ulaşır. Sonunda kral, kumaş tüccarını saraya çağırır ve:
“–Sizin yaptığınız bu davranışı biz daha önce ne duyduk, ne de gördük! Sizin bu hâliniz, bize bir muammâ oldu. Bunu îzah eder misiniz?” der.
Tüccar ise kemâl-i edeple:
“–Ben bir müslümanım. İslâm’da ise mülk, Allâh’ındır. Kul sadece bir emanetçidir. Ayrıca İslâm’da haksız menfaat, fâiz, istismar, gabn-i fâhiş (kandırmak sûretiyle değerinin çok üstünde satış yapmak) ve toplumun zararına olan bütün alışverişler yasaktır.
Bu alışverişte ise müşterinin bana hakkı geçmişti. Dolayısıyla kazancıma haram karışmıştı. Ben sadece bir yanlışı düzelttim.” cevâbını verir.
Bunun üzerine kral:
“–İslâm nedir? Müslüman olmak neyi gerektirir?” gibi soruları peş peşe sıralamaya başlar.
Tüccar da soruları birer birer, tatlı bir dil ve zarif bir üslûp ile cevaplandırır.
Böyle bir dînin varlığını bu hasbihâl vesîlesiyle ilk defa duyan kral, fazla vakit geçirmeden İslâm ile şereflenir. Kısa bir müddet içinde halk da müslüman olur.

İşte Dünya devletleri içinde -yaklaşık 250 milyonluk- en yoğun müslüman nüfusuna sahip olan bugünkü Endonezya’nın İslâm’ı kabul etmesindeki sır, belki de sadece bu beş akçelik kumaş ticaretinde sergilenen İslâm ahlâkıdır. Müslüman tâcirin yaptığı şey ise:
Gerçek bir müslüman şahsiyetiyle İslâm’ın güler yüzünü ve rûhânî dokusunu fiilen sergilemekten ibârettir.
Bugün bizler de, güç ve imkânımız ölçüsünde üzerimize düşen vazifeleri en güzel bir üslûpla îfâ etmeliyiz. Bilhassa İslâmʼın tebliğ ve temsili hususundaki mesʼûliyetlerimize son derece îtinâ göstermeliyiz. Dünyanın her tarafındaki hidâyet mahrumlarına ve zulme mâruz kalan din kardeşlerimize karşı vazifelerimizi unutmamalıyız. Bu husustaki ihmal ve gafletin, Hak katında büyük bir vebâl olacağını, hatırımızdan çıkarmamalıyız.

Kaynak: Mehmet Paksu, Îman Hayata Geçince.

10 Mart 2016 Perşembe