En Büyük ve Derin Denizler:
B. Okyanus 166240517 Km2 11 520 metreA. Okyanusu 86157800 Km2 8 750 metre
H. Okyanusu 73427795 Km2 7 600 metre
Çin Denizi 2974615 Km2 1 440 metre
En Büyük ve Derin Denizler:
B. Okyanus 166240517 Km2 11 520 metreEn Yüksek Dağlar: Everest-Asya 8842 m., Akengagua ABD 6805, Mc. Kinley-Amer 6096 m. Klımenjora-Afrika 5895 m.
Orman, içinde çeşitli bitki ve hayvanların barındığı büyük ağaç topluluklarıdır. Orman bir hayat birliğidir.
Orman, yağmur sularının çabucak akıp gitmesini önler; toprağa, suyu emmek için vakit kazandırır. Böylece, orman bölgesi bir su deposu haline gelir. Ormanların içinde ve yakınlarında bol kaynak sularının görülmesine sebep budur.
Orman, rüzgâr ve sel erozyonuna engel olur. Hayvanları, ağaçları ve diğer çeşitli bitkileri ile ormanın tümü bir zenginlik kaynağıdır. Orman ürünlerinin devamlı olarak sağlanabilmesi, onları akıllıca ve bir plana göre kullanmamıza bağlıdır.
Orman; toprak, su, bitkiler ve hayvanları ile bir bütündür. Bu bütünlüğün her parçası birbirine bağlıdır. Bu parçalardan herhangi biri yok olur veya zayıflarsa denge bozulur. Bu nedenle ormanın bütünlüğünü korumak lâzımdır.
*-*
Grubun Adı : Emma Watson Fans
Üye sayısı : 130,100 civarı
iletişim için direk whatsapdan yazabilirsiniz 0 505 829 90 60
Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıyla
SAĞLIK ............... SEBZELER İLÂÇ GİBİDİR
HAVUÇ: Göz zafiyetlerinde, böbrek ağrılarına, kanlı idrara, sarılık hastalığına karşı, çocuk ishallerinde, bağırsak bozukluklarında ayrıca kuvvetlendirici olarak kullanılır.SAĞLIK ve SEBZELER
-Kereviz, unutkanlığı giderir. İdrar söker. Kan ve süt yapar. Karaciğeri temizler.MENKIBE .............. FİRAVUNUN ZULMÜ
Mel’un Firavun karısı Asiyenin (radıyallahü anhâ) müslüman olduğunu duyunca, bir kasap çağırtıp emir verir:
-Haydi koyunu nasıl yüzüyorsan bunun derisini de öyle yüz. Kasap emri yerine getirir. Melekler:
-Yârabbi nasıl olur da sana îmân eden kadın zalim Firavunun o dayanılmaz işkencesine maruz kalıyor, diye feryat ettiler. Allahü teâlâ buyurdu:
-O gerçekten bize kavuşmak istemiştir. Nihâyet Asiye (Radıyallahü Anhâ) can vermeye başladı. Tam o anda dudakları kımıldıyordu. Allah her şeyi bildiği halde sırf Cebrâîli de haberdar etmek için:
-Onu dinle bakalım ne söylüyor? emrini verdi. Dinledi ve dedi ki:
-Yâ Rabbi o bir ev istiyor, melekler şaşırdılar ve aralarında şöyle konuştular:
-Zavallı pek ağır işkenceye maruz kaldı lâkin çok basit bir şey istedi. Allahü teâlâ Cebrâil aleyhisselâm ile emir verdi:
-Sor bakalım, bu evi nerede ve kimin yanında istiyor? Cebrâîl aleyhisselâm dedi ki:
-O (Yani Asiye Radıyallahü Anhâ) şu niyazda bulunuyor, Rabbim benim için Cennette seni sık sık görebileceğim bir ev yap. Melekler bunu duyunca:
-Bu gerçekten büyük bir dilektir. Çünkü Rabbin muhabbet ülkesinin arsasında bir ev arzulamıştır, derler. Öte yandan Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:
-O istemeden önce ben ona yurdu hazırladım. Üstelik Allâhü teâlâ, Asiye ye (Radıyallahü Anhâ) ölürken de en ufak bir acı çektirmemiştir. Çünkü o ölürken cemaline nazır bir halde “Allah! Allah” diyordu.
GARİP OLAYLAR ......................TARİHE GEÇEN AÇIKGÖZ TÜRK
Fransada yayınlanan ünlü tarih dergisi Historia 1978 yılında çıkardığı bir sayısını dünyanın ünlü açık gözlerine ayırmış. Derginin ilk yazısı Sülün Osman adında bir Türk’e aitti. Yazıda Osman’ın Galata kulesini, köprüyü sattığı anlatılıyor ve: “Eğer Paris’te yaşasaydı, mutlaka Eyfel kulesini de satardı,” deniliyordu.Grubun Adı : Buy Sell South Africa - https://www.facebook.com/groups/2340545262864897/
Üye sayısı : 40,400 civarı
Grubun herhangi bir engeli yoktur.
iletişim için direk whatsapdan yazabilirsiniz 0 505 829 90 60
*-*
Grubun Adı : Gal Gadot Fans
Osmanlı Devletini kuran Osman Gazi, Süleyman Şah’ın torunu ve Ertuğrul Bey’in oğludur. 1256’da Söğüt’te doğup, 1326’da yine Söğüt’te vefat etti. Türbesi Bursa’dadır. Cesur, zeki ve tam bir müslüman idi. Yenişehir’de Osmanlı Devletini kurdu. Şeyh Edebâli hazretlerinin kızı ile evlendi. Bundan Orhan ve Alâeddin Paşa doğdu. Ömrü rum kâfirleri ile savaşmakla ve islâmiyeti yaymakla geçti. Vefat edeceği zaman , oğlu Orhan Bey’e gönderdiği vasiyetnamesinde:
“Allahü teâlânın emirlerine muhalif bir iş işlemeyesin! Bilmediğini dîn âlimlerinden sorup, anlayasın! İyice bilmeyince bir işe başlamayasın! Sana itaat edenleri hoş tutasın! Askerine ikramı, ihsânı, eksik etmiyesin ki, insan ihsânın kulcağızıdır. Zalim olma! Âlemi adâletle şenlendir ve Allah için cihadı terk etmiyerek beni şad et! Ulemaya riayet eyleki, dîn işleri nizam bulsun! Nerede bir ilim ehli duyarsan, ona rağbet, ikbal ve hilm göster! Askerine ve malına gurur getirip, dîn ehlinden uzaklaşma! Bizim mesleğimiz Allah yoludur ve maksadımız Allahın dînini yaymaktır. Yoksa kuru kavga ve cihargirlik davası değildir. Sana da bunlar yaraşır. Daima herkese ihsanda bulun! Memleket işlerini noksansız gör! Hepinizi Allahü teâlâya emânet ediyorum.” buyurmuştur.
Osmanlı Sultanları, bu vasiyetnameye candan sarılmış, devletin altıyüz sene hiç değişmeyen anayasası olmuştur.
...............BİLMECELER
1-Hanım uyandı,
SUÂL: Yalnız buz kullanarak ateş yakılabilir mi?
Anlatalım. Dibi yusyuvarlak bir kâsenin içine dörtte biri kadar su koyun. Buz dolabında dondurun. Sonra buzu çıkararak, yuvarlak yeri alta, düz yeri güneşe gelecek şekilde tutun. Diğer elinize bir kâğıt alıp, 10-15 santim uzağa doğru, buzun ışığı toplandığı noktaya ayarlayın. Biraz sonra kâğıt yanacaktır.
FIKRA KAHRAMAN ASKER
Hapishaneye yeni gelen mahkumların kimliğini yazan bir gardiyan, adın, soyadın, memleketin nedir diye bir mahkuma sorar. Mahkum: “Maraşlıyım” deyince, bir tokat atar. Tekrar sorar ve aynı cevabı alınca, yine tokat atar. Bu hal birkaç defa tekrar edince, mahkum dayanamayıp:
- Ne diyeyim memleketimi inkâr mı edeyim? der. Bunun üzerine Maraş’lı olan gardiyan:
- Kahramanmaraşlı, diyeceksin? der.
Mahkum bunu söyler ve kurtulur. Bundan sonra sırası gelen Trabzonlu’nun cevâbı:
- Kahramantrabzonluyum, olur.
PRATİK BİLGİLER
¥ Un fazlaca bekletildiği zaman, biliyorsunuz ki böceklenir. Bunu önlemenin bir yolu vardır. Unun içine küçük bir kase kağıdında tuz koyun. İçinde bu tuz bulunan un, böceklenmez.
Halîfe Harun Reşid’in kardeşi Behlül Dânâ’nın uzak bir yerden geldiğini görüp karşılayanlardan biri.
-Böyle nereden geliyorsun?
-Cehennemden geliyorum.
-Niye gitmiştin?
-Ateş almağa...
-Hani ateş?
-Ateş yokmuş ki!
-Hiç cehennemde ateş olmaz mı?
-Ateş istedim “Herkes dünyadan ateşini kendisi getirir.’’ diye ateş vermediler...
Evet!... Dünyada günâh işlemiyen veya günâhı affedilen kimseyi Cehennem yakmaz. Cehennem “Tez geç mü’min, nurun ateşimi söndürüyor.” der.
Denilebilir ki, dünyanın en büyük nehirleri açık denizlerin içinde akar. Hatta Nil, Amazon, Missisipi, Nijer gibi dünyanın sayılı büyük nehirleri bunların yanında âdeta bir dere kadar küçük kalır.
İşte bu deniz dibindeki nehirlere su akıntıları ismi verilir. Bu nehirlerin uzunluğu binlerce kilometreyi bulur. Genişlikleri de en az on kilometre kadar olabilir. Suhunetleri, tuzluluk dereceleri, denizi meydana getiren sulardan farklıdır. Ve bu nehirler deniz suyuna hiç karışmadan akarlar.
Denizin üst kısmındaki akıntıların altında bir de dipteki akıntılar vardır, soğuk ve daha ağır üstteki sular dibedoğru iner; dipteki sıcak su akıntıları ise satha çıkarlar. Kutublardaki soğuk sular, okyanusların dibine doğru inerler. Bu deniz içindeki nehirler Alize rüzgârları, dünyanın dönüşü ve kıtaların bulunduğu yerlere göre istikamet olarak, hep aynı yönde akarlar. Meselâ, Gulf Stream (Strim) akıntısı çok uzun senelerden beri aynı istikamette akar.
Dünyanın sayılı deniz akıntılarından biri olan Gulf Stream akıntısının sürati saatte 4 kilometredir. Genişliği 55 km, derinliği ise bazı yerlerde 1000 metredir. Suhûneti (sıcaklığı) Caroline (Amerika) açıklarında 25 derecedir. Gulf Stream su akıntısının kuzey’in soğuk su akıntısı olan Labrador su akıntısıyla karşılaşması gemiler için çok tehlikeli keşif bir sis meydana getirir.
BİLİYOR MUSUNUZ? ............... TAVUĞU TANIYALIM
Kümes hayvanlarının en makbullerinden olan tavukların yağlı fakat yaşlanmamış olanları seçilmelidir. Ağırlıkları 1200 ile 1800 gram arasında olmalıdır. Tavuk yaşlandıkça pişmesi güçleşir. Tavukların 2-5 aylık yavrularına piliç, 6-8 aylıklarına yarka denir. Piliç 400-500 gram arasında, yarka 700 gram ile 1 kilo arasında olmalıdır.
Komşunun komşu üzerinde on hakkı vardır:
1-Borç istediği zaman borç vermek.
2-Misafirliğe çağırınca, davetine icabet etmek.
3-Hastalanınca ziyaretine gidip hal ve hatırını süal etmek.
4-Yardım isterse yardım etmek.
5-Başına bir belâ gelirse teselli etmek, üzüntüsünü paylaşmak.
6-Sevinçli görürse sevincine ortak olmak.
7-Ölünce, cenazesine gitmek, defn işleriyle meşgul olmak.
8-Yolculuğa çıktığı zaman evini beklemek.
9-Ondan gelecek bütün sıkıntılara katlanmak.
10-Onunla kavga ve münakaşa etmemek.
Grubun Adı : Tarkan Tevetoğlu
Üye sayısı : 80,700 civarı
Aktif bir gruptur. Üyeleri globaldir Türk ve yabancı karışık üyelidir.
iletişim için direk whatsapdan yazabilirsiniz 0 505 829 90 60
Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıyla
FIKRA BABASININ İSMİ
Ali okula yeni başlamıştı. Öğretmen yeni gelenlerin ismini, baba ismini soruyordu. Sıra Ali’ye geldi.FIKRA ................ GEÇ KALMIŞ
Küçük Erol, okula yeni başlamıştı. Her gün sabah erkenden okul yolunu tutardı, ama bir gün nasılsa geç kalmıştı.
MALZEME: 500 gram ince bulgur. 4 yumurta, 2 kaşık sade yağ, 2 kaşık sıvı yağ, 2 demet maydanoz, 5/10 yeşil soğan, 2 kaşık salça, tuz, acı biber, yeşil veya kuru nane, marul, turp, ayran.
YAPILMASI: Maydanoz, yeşil soğan, nane yıkanıp temizlendikten sonra, ince ince kıyılır.
Baş soğanlar da küçük parçalar halinde kıyılıp, sıvı yağda hafif pembeleşinceye kadar kızartılıp içine salça ve biber ilâve edilir. Bir dakika kadar daha kızartılır. Bir tepsi içine savrulup konan bulgur içine dökülür. İki el ile, az az soğuk su ilâve edilerek 10 dakika kadar daha ovulur.
Yumurtalar çarpılıp tuz atılarak, kızarmış sade yağ içinde katılaşıncaya kadar pişirilir. Tepsiye dökülüp hepsi bir defa daha ovulup tamamlanır.
Hazırlanan çiğ köfte yanında marul, doğranmış turp ve bir bardak ayran ile bir tabakla hemen servis yapılır.
Yumurta yerine, kırmızı et iyice döğülerek, başta bulgur içine katılarak yapılan çiğ köfteye de, Etli Çiğ köfte denir.
FIKRA .............. SINFININ EN USLUSU
Birici sınıfa giren müfettiş çocuklara sormuş?..BİLMECELER
1-Bir ev yanmış, tavandaki kediye birşey olmamış. Acaba neden?
Birinci Dünya Savaşında ordumuz aç ve sefil bir halde idiler. Düşmanlar köyleri yıkıp geçiyorlardı. Bir köyde Ali adında bir delikanlı yaşıyormuş. Bu köy Yenişehir’in Kurtuluş köyü imiş.
Bir Cuma günü Ali dağlara odun kesmeye giderken tepelerden bir ordunun geldigini görünce koşup hemen köye dönmüş. Ve bütün köyü etrafına toplamış.
– Sayın Ağalar! Düşman dağlardan inip bu güzel köyümüzü yıkmaya geliyor. Bunun için hazırlanalım,” demiş.
Bütün köylüler korkuya kapılmış. Ama korkuyu yenerek düşmanı hazır durumda beklemeye başlamışlar. Bazıları kazma, kürek, tırpan, silah veya tüfeklerini alıp düşmanı beklemişler. Aradan yarım saat geçmeden düşman Yenişehir’in Kurtuluş köyüne varmışlar.
Türk köylüsü, Yiğit Ali başkanlığında kadınıyla, erkeğiyle, çocuğuyla, düşman üzerine yürümüşler. Düşmanı 7 Mart 1918’de büyük bir bozğuna uğratmışlar. Bunun için Ali’ye “Yiğit” adı verilmiştir.
-Hile hile içinde Kral, düşmanlarından birini ortadan kaldırmak için, iftira edip, idâm ettirmek ister. Halkın galeyanından çekinerek, idâm sehpası önünde mahkûma son bir teklif yapar:
-Elime iki kâğıt alacağım, birisine ÖLECEK, diğerine, KURTULACAK diye yazacağım. Eğer, ölecek yazısını çekersen idâm edileceksin. Şayet kurtulacak yazısını çekersen, af edeceğim, deyip, herkesin önünde kağıtları yazmış. Hile yaparak, kimse görmeden kağıtların ikisine de ölecek diye yazmış.
Mahkûm, Kralın çok hileci olduğunu bildiği için, kağıtların ikisine de ölecek yazdığını tahmin etmiş. O da ayrı bir hile düşünüp, kurayı çektiği halde kurtulmuş.
Acaba mahkûmun hilesi nedir?
CEVAP: Mahkûm kağıdı, çekip açmıyor. Krala, “Çok heyecanlıyım, siz de kalanı okuyun” diyor.
Kurtuluş savaşı günlerindeydi. Cephedeki askerlerimize silah ve cephane göndermek için çalışan kurul toplanmış aralarında görüşüyorlardı. Kurul üyelerinden Binbaşı Erol Çetin, başkan Albay’a:
-Sayın Albayım, Afyon cephesine göndereceğimiz çantaları ne zaman yola çıkaracağız? Acele bekliyorlar, dedi. Albay üzgün bir sesle:
-Ne yazık ki, müteahhitle anlaşamadık. O kadar çok para istiyor ki, bu parayı bulmak mümkün değil. Halbuki ne pahasına olursa olsun, cephedeki askerlerimize mutlaka çanta yetiştirmek zorundayız. Bunun için, uğraşacağım, diyordu.
Askeri malzeme satın alma kurulu üyesi Binbaşı’nın evinde geçen bu konuşmaları küçük oğlu duymuştu. Biraz sonra kapı vuruldu. Küçük öğrenci elinde çantasıyla ve heyecan içinde odaya girdi. Doğru Albay’ın yanına giderek onu selamladı ve elindeki çantayı ona uzattı. Albay merakla sordu:
-Bu nedir, yavrum?
-Benim okul çantam efendim.
-Ne olacak bu?
-Kitaplarımı çıkardım, ben onları koltuğumda da taşırım.
-İyi ama, bunu bana niçin getirdin?
-Asker çantalarının pahalı olduğunu söylüyordunuz. Ben çantamı size parasız veriyorum. Lütfen kabul ediniz ve cepheye gönderiniz.
Küçük öğrencinin bu çok duygulu hareketi karşısında gözleri yaşaran Albay:
-İşte böyle bir davranışı yalnız Türk çocuğu yapar, dedi ve kalkıp çocuğu alnından öptü.